Haberler Hurda topladığı motosikleti çalınan kadına Bakan Kurum’dan hediye

Haberler Hurda topladığı motosikleti çalınan kadına Bakan Kurum’dan hediye

Haberler

Odunpazarı ilçesine bağlı Çankaya Mahallesi Şehit Haydar Kara Sokak’ta oturan ve eşinin KOAH hastalığı nedeniyle geçimini motosikletle hurda toplayarak ve apartman temizliğine giderek sağlayan Zeliha Akbulut’un 3 tekerlekli motosikleti, 13 Ocak’ta Eski Bağlar Mahallesi Kumlubel Sokak’ta park halindeyken çalındı.

Motosikletin çalınma anı ise sokaktaki güvenlik kamerasına yansıdı. Eskişehir Emniyet Müdürlüğü ekipleri başlattığı soruşturmada motosikleti parçalanmış şekilde buldu.

‘GÜNLERCE AĞLADIM’

Zeliha Akbulut’un motosikletinin çalındığını öğrenen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un talimatıyla, bugün Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü aracılığıyla Akbulut’a yeni motosikleti verildi. İl Müdürü Hikmet Çelik’ten yeni motosikletini teslim alan Akbulut, “Ben geri dönüşüm malzemeleri topluyorum ayrıca apartmanda merdiven temizliği yapıyorum. Eşim hasta olduğu için çalışamıyor. Patronumun geri ödemek şartı ile bana yardım ederek aldığı motosikletim park halindeyken çalındı. Ben sabah gittiğimde motorumu yerinde göremedim. ‘Acaba arkadaşım mı aldı motoru’ dedim. Sonra anahtar ve ruhsatın bende olduğu aklıma geldi. Karakola gidip, müracaat ettim. Polisler kamera görüntülerine baktılar. Hırsızlar, ekmek teknemi çalıp, beni zor durumda bıraktı. Eve ekmek götüremez oldum. Üzüntümü nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum. Bunu ancak yaşayan bilir. Günlerce ağladım, psikolojim bozuldu, sırtımda yaralar çıkmaya başladı. Eşim de ben üzülüyorum diye, üzüldü. Sonunda dün haber aldım, motorum bulunmuş ama parçalanmış” dedi.

haberler Hurda topladığı motosikleti çalınan kadına Bakan Kurumdan hediye

İLK HEDİYE

Bakan Kurum’un hediye ettiği motosikleti aldığında gözleri dolan Akbulut, çok mutlu olduğunu söyledi. Yeni motosikletin kendisi için çok büyük bir sürpriz olduğunu ifade eden Akbulut, “Çok mutluyum, sevincimi tarif edemiyorum. Yeni motorumun üzerinde oturuyorum şu anda. İnşallah hayırlı olur. Açıkçası böyle bir hediye beklemiyordum. Bana sürpriz oldu. Hayatımda aldığım ilk hediye bu. Daha önce kimseden hediye almadım. Yaş günümü dahi unuttular. Sağ olsun gönüllerine düşmüş, beni görmüşler. Bana bunu layık görmüşler, Allah razı olsun. Çok teşekkür ediyorum. Emeği geçen herkese, gönül dostlarına çok teşekkür ediyorum. Nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Şu an sevincimden ağlamak istiyorum ama ağlayamıyorum. Bir haftadır ağlıyorum, gözümde yaş kalmadı. Bundan sonra sayenizde hep güleceğim inşallah. Biliyorum ki bundan sonra devletim benim yanımda. Bundan sonra geceleri rahat uyuyacağım” diye konuştu.

haberler Hurda topladığı motosikleti çalınan kadına Bakan Kurumdan hediye

Zeliha Akbulut’un motosikletini teslim eden Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Hikmet Çelik ise, “Geçen hafta yaşanan Zeliha ablamızın bu olayı hepimizi üzdü. Dün itibarı böyle bir hediye gönderdiler. Böyle bir şeye vesile oldukları için Allah devlet büyüklerimizden razı olsun. İki damla göz yaşımızın devlet büyükleri tarafından görülebiliyor olması, bugün Zeliha ablamızın yüzünün gülüyor olması bizi inanılmaz mutlu etti” dedi.

Eskişehir Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin, hırsızlık şüphelisinin yakalanması için başlatılan soruşturması sürüyor.

Read More

Haberler Öğrencilerine son kez karne verdi… Tören sonrası hayatını kaybetti

Haberler Öğrencilerine son kez karne verdi… Tören sonrası hayatını kaybetti

Haberler

Haberler Denizli’nin Merkezefendi ilçesinde karne töreni sonrası fenalaşan 56 yaşındaki kimya öğretmeni Mehmet Kartal, hastane yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılmadı.

21.01.2022 – 18:49 | | İHA

haberler Öğrencilerine son kez karne verdi... Tören sonrası hayatını kaybetti

Merkezefendi ilçesi Bahçelievler Mahallesi’nde bulunan Durmuş Ali Çoban Anadolu Lisesi’nde görev yapan kimya öğretmeni Mehmet Kartal (56), bu gün okulda öğrencilerine ilk dönem karnelerini verdikten sonra aniden sonra rahatsızlandı. Karne töreninde yer alan meslektaşları tarafından ilk müdahalesi yapılan Mehmet Kartal, korona virüs şüphesiyle Servergazi Devlet Hastanesi acil servisine müracaat etti.

haberler Öğrencilerine son kez karne verdi... Tören sonrası hayatını kaybetti

Korona testi için sıra beklerken fenalaşan Mehmet Kartal’a, acil servis ekibi tarafından müdahale edildi. 30 yıllık öğretmen olan Kartal, doktorların tüm abalarına rağmen kurtarılmadı.

Read More

3. jenerasyon Motorola Razr katlanabilir telefon modeli geliyor

3. jenerasyon Motorola Razr katlanabilir telefon modeli geliyor

Katlanabilir telefon Motorola Razr üzerine Motorola Razr 5G gelmişti. Şimdi ise üçüncü modelin müjdesi verildi.

İlk jenerasyon Motorola Razr üzerine aynı tasarım çizgisini koruyarak getirilen ikinci jenerasyon Motorola Razr, pazarda ilk sürüm gibi çok fazla beğeni toplamamıştı. Ana rakip Samsung Galaxy Z Flip karşısında hiç varlık gösteremeyen telefon, bir kez daha geçmişte kalmış bir seçenek olmayacak.

Çünkü bir açıklama yapan Lenovo yetkilisine göre 3. jenerasyon Motorola Razr katlanabilir telefon modeli de kesin olarak geliştiriliyor. Yerini alacağı cihazlara oranla çok ciddi iyileştirmeler göreceği aktarılan telefon, söylendiği kadarıyla özel bir menteşe kullanacak ve böylece daha iyi bir katlanma deneyimi sunacak.

Tasarımı da daha iyi / modern hale getirilecek 3. jenerasyon Razr, yöneticiye göre yüksek performanslı bir işlemci üzerine kurulacak. Ancak telefon yüksek ihtimalle yine bir amiral gemisi olmayacak. Bu model çıktığı zaman pazarda Samsung Galaxy Z Flip3 ve Huawei P50 Pocket gibi güncel cihazların karşısına çıkarılacak.

Motorola Razr serisi için çıkan ilk modelin temel detayları şöyleydi

Telefon 6,2 inç pOLED 21:9 2142×876 piksel tek parça katlanabilir esnek ekran ile geliyor. Ayrıca dışta 2,7 inç gOLED 600×800 piksel bir ekran daha yer alıyor. Gücünü Snapdragon 710 işlemciden alan ve 6 GB RAM + 128 GB depolama taşıyan telefon, 2.510 mAh pil üstüne kuruluyor.

Kutusundan Android Pie ile çıkan modelde, iki farklı kamera yer alıyor. Dıştaki ana kamera 16 megapiksel çözünürlükte ve F1.7 diyafram değerine sahip. Elektronik olarak görüntü sabitleme yapabilen kamera, çift LED flaş ile destekleniyor. Önde / içeride ise sadece 5 megapiksellik F2.0 selfie kamerası bizleri bekliyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

“5G” takısına sahip ikinci telefonun detayları ise şöyle

Razr 5G, üç farklı renge sahip ve ilk sürüm gibi bir ekran çentiği taşıyor. Teknik olarak baktığımız zaman katlanabilir cihazın dışında 6,2 inç 2142×876 piksel pOLED, içinde ise 2,7 inç 600×800 piksel gOLED ekran yer alıyor.

Gücünü Snapdragon 765G işlemciden alan telefon, 8 GB RAM + 256 GB depolama ile geliyor. Dışında 48 megapiksel F1.7 OIS, içinde ise 20 megapiksel F2.2 kameralar yer alan cihaz, sadece 2.800 mAh pil üstüne kuruluyor ve burada 15W hızlı şarj sunuyor.

İlginizi Çekebilir

Huawei’nin yeni katlanabilir telefonu ile tanışın

Read More

Haberler Kahreden olay! Anne ve karnındaki bebeğini koronavirüs ayırdı

Haberler Kahreden olay! Anne ve karnındaki bebeğini koronavirüs ayırdı

Haberler

Haberler Rize’de koronavirüs tedavisi gördüğü hastanede durumu ağırlaşınca 8 aylık bebeği sezaryenle alınan Neriman Kösem, entübe edildiği yoğun bakımda hayatını kaybetti.

23.01.2022 – 09:50 | | Arzu ERBAŞ-Rukiye MEYVECİ/RİZE,(DHA)-

haberler Kahreden olay! Anne ve karnındaki bebeğini koronavirüs ayırdı

Yaklaşık 1 ay önce koronavirüs belirtileri gösteren 8 aylık hamile Neriman Kösem’e  (27) test yapıldı. Test sonucu pozitif çıkan Kösem, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi’nde tedaviye alındı. Kösem’in durumunun ağırlaşması ile karnındaki kız bebeği de sezaryenle alınarak kuvöze kondu.

Yoğun bakımda tedavi olan Kösem ise doğumdan 16 gün sonra 21 Ocak’ta hayatını kaybetti. Kösem’nin cenazesi, merkeze bağlı Gündoğdu Mahallesi’nde toprağa verildi.

Bu arada 3 yaşında bir oğlu da olan Kösem’in yeni doğan kızına ‘İpek’ adı verildiği ve tedavisinin ardından bebeğin taburcu edildiği belirtildi.

haberler Kahreden olay Anne ve karnındaki bebeğini koronavirüs ayırdı

Read More

Haberler Bülent Şakrak’ın acı günü! Annesini kaybetti

Haberler Bülent Şakrak’ın acı günü! Annesini kaybetti

Haberler

Son olarak ‘Sefirin Kızı’ adlı dizide rol alan ve şimdilerde  Taner Ölmez ve Erkan Kolçak Köstendil’le birlikte rol aldığı ‘Yaratılan’ adlı dijital diziyle sevenlerinin karşısına çıkmaya hazırlanan Bülent Şakrak, acı haberle yıkıldı.

Ünlü oyuncunun bir süredir Alzheimer hastası olan annesi Meral Şakrak bugün öğle saatlerinde hayata gözlerini yumdu. Meral Şakrak’ın ölüm nedenine ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

haberler Bülent Şakrakın acı günü Annesini kaybetti

Acı haberin ardından sosyal medya hesabının hikayeler bölümünden Meral Şakrak’ın fotoğrafını yayınlayan Ceyda Düvenci, paylaşımına “Canım Meral annem…” notunu düştü.

haberler Bülent Şakrakın acı günü Annesini kaybetti

“HEP YUVAMIZIN BABAANNESİ OLARAK KALACAKSIN”
Ardından Ceyda Düvenci, bir de post paylaştı. Düvenci, paylaşımına; “Canım Meral annem… bugün veda ettin bize… ama hep yuvamızın babaannesi olarak kalacaksın. Gülen yüzün, sözlerin, tatlı huysuz hallerin hep bizimle… sevgilimin hayatıma kattığı en güzel kıymetsin sen… “canım erik, seni çok seviyorum…” annemizi yarın 24/02/2022 Marmara İlahiyat Fakültesi Camii’nde 12.00’de kılınacak cenaze namazının ardından Ümraniye Hekimbaşı Mezarlığı’na defnediyoruz” notunu düştü.

haberler Bülent Şakrakın acı günü Annesini kaybetti

Read More

Haberler Son dakika: Devlet Bahçeli’den Sedef Kabaş’a sert tepki

Haberler Son dakika: Devlet Bahçeli’den Sedef Kabaş’a sert tepki

Haberler

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gazeteci Sedef Kabaş’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sözleri hakkında açıklama yaptı. Bahçeli, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Kin ve nefretine yenilmiş, ifade ve düşünce hürriyetini tersten yorumlamış tetikçi bir gazetecinin Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı ağır ve affedilemez hakareti ne demokrasiyle, ne basın ahlakıyla, ne de hukukun evrensel ilkeleriyle bağdaşmayacak bir çarpıklık, bir çürüklüktür. Elbette kötü söz bumerang gibidir, eninde sonunda dönüp dolaşıp sahibini bulacak, hatta mahcup ve ahlaken de mahkum edecektir. Bilhassa bu sözde gazetecinin kelepçe takılmamasına rağmen, takılmış gibi imaj uyandırma gayretkeşliği zelil bir oyun, zillet bir tiyatrodur” ifadelerini kullandı.

‘HERKES YARGI KARARINI BEKLEMEK DURUMUNDADIR’

Demokrasinin saygı ve tahammül sistemi olduğuna işaret eden Bahçeli, “Bundan nasibini alamayan müfsitlerin üslubu hastalıklı, usulü hayasızlıktır. Anılan gazetecinin tutuklanmasıyla bağımsız ve tarafsız yargı süreci başlamıştır. Herkes yargı kararını sabırla beklemek ve riayet etmek durumundadır. Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan çirkin saldırıyı, husumetle pekişmiş anti demokratik ve faşizan sözleri kınıyorum. Bu konuyu cepheleşme malzemesi yapmak için sıraya giren çevrelerin hesap hatası yapmaktan ve yanlışa ortak olmaktan kaçınmalarını hassaten tavsiye ediyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Kin ve nefretine yenilmiş, ifade ve düşünce hürriyetini tersten yorumlamış tetikçi bir gazetecinin Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı ağır ve affedilemez hakareti ne demokrasiyle, ne basın ahlakıyla, ne de hukukun evrensel ilkeleriyle bağdaşmayacak bir çarpıklık, bir çürüklüktür.

— Devlet Bahçeli (@dbdevletbahceli) January 22, 2022

Read More

Haberler ‘İnsanı mezara hayvanı kazana koyar’ Asırlardır süren korku!

Haberler ‘İnsanı mezara hayvanı kazana koyar’ Asırlardır süren korku!

Haberler

Fazilet Şenol / Milliyet.com.tr – Nazar, sözlükte ‘bakmak, görmek, düşünmek’ anlamında kullanılan bir kelime olsa da Türkçe’de ‘beğenilen bir şeye kıskançlıkla bakmak ve zarar verecek şekilde onu etkilemek’ manasında kullanılıyor. Nazarla ilgili, “Nazar insanı mezara, hayvanı kazana koyar”, “Kaderi geçen bir şey olsaydı nazar olurdu” gibi atasözleri ve inanışlar ülkemizde oldukça yaygın. Nitekim nazar boncuğu sembolü de neredeyse Türkiye’yle eşleşmiş bir sembol. Ancak nazar inancı yalnızca Türklere mahsus değil. Hatta Avrupalılar nazar için ‘devil eye’ ifadesini kullanıyor.

İngiliz filolog Frederick Thomas Elworthy’nin nazar konusundaki araştırmaları, nazarlık simgesine Yunanlarda olduğu kadar İrlanda masallarında da rastlandığını, İncil ve Kur’an gibi dini kitaplarda yer aldığını gösteriyor. Öyle ki nazar boncuğu ve göz figürlerinin moda akımlarında da yer bulduğunu belirtiyor. Peki nazar boncuğu ve nazar inancı nereden geliyor? Gerçekten de öldürücü bir enerjiye sahip mi? Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Türk Halkbilimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Öger ve Şaman olarak doğduğunu söyleyen Zeynep Deniz Özden‘e sorduk.

‘GEÇMİŞİ MÖ. 4 BİN’Lİ YILLARA DAYANIYOR’

Türkçe’de nazar ‘kem göz’ manasında kullanılıyor. Halk arasında ‘nazara gelmek’, ‘nazara uğramak’, ‘nazar etmek’ gibi söyleniş biçimleri de yaygın. Prof. Dr. Adem Öger, “Belli kimselerde bulunduğuna inanılan ve özellikle çocuklara, evcil hayvanlara, eve, mala, mülke, hatta cansız nesnelere de zarar veren, ‘bakışla dışarıya fırlayan çarpıcı ve öldürücü güç’ şeklinde tanımlanan nazar, tarih boyunca olumsuz bir olgu olarak bilinmiş ve her kültürde farklı inanış, ritüelleri beraberinde getirmiş” dedi. Nazar inancının ne zaman ortaya çıktığını tespit etmenin zor olduğunun altını çizen Prof. Dr. Öger, nazar simgelerinin Eski Yunan, Mısır, Pers, Türk kültürü gibi dünyanın eski ve köklü kültürlerindeki izlerinin ve bu inancın ve buna bağlı simgeler ile ritüellerin oldukça eski olduğunu gösterdiğini söyledi. Öger, “Arkeolojik ve antropolojik çalışmaların verilerine göre nazar inancının M.Ö. 4 bin’li yıllara kadar uzandığını söylemek mümkün” ifadelerini kullandı.

haberler İnsanı mezara hayvanı kazana koyar Asırlardır süren korku

KÖPEK KEMİĞİ, SARIMSAK, DENİZ BONCUĞU, DEVE YÜNÜ VE DAHASI…

Nazar inancının yaygın olması nazardan korunmak için kullanılan sembol ve ritüellerin de çok çeşitli olmasına zemin hazırlıyor. Prof. Dr. Adem Öger, nazardan korunmak için göz boncuğu başta olmak üzere Anadolu’nun farklı yörelerinde çeşitli ağaçlardan ve bitkilerden (iğde, çaltı, üzerlik) yapılan nazarlıkların yapımında köpek kemiği, sarımsak, deniz boncuğu, at nalı, deve yünü, kaplumbağa kabuğu, muska (hamayıl) gibi nesnelere de başvurulduğunu söyledi.

“Bu unsurlar, Eski Türklerin mitik inanç ve düşünce sisteminin birer parçası olup zaman ve mekâna göre güncellenmiş, yeni anlamlar yüklenmiş ve günümüze kadar varlığını devam ettirmiş” diyen Öger, göz boncuğunun (gök boncuk), bütün Türk dünyasında yaygın olup Gök Tanrı/gök rengi ile ilgili olduğuna dikkat çekti. Çeşitli ağaçlardan yapılan nazarlıkların, ağacın kutsanması ile ilişkili olup Türklerdeki ağaç kültüne dayandığına vurgu yapan Prof. Dr. Öger, “Köpek kemiği, eski Türklerde kurdun kutsanması ve kurdun çeşitli uzuvlarının ve unsurlarının koruyuculuğuna ilişkin inancın sonraki dönemlerde köpeğe evrilmesi ve köpek kemiğinin koruyucu ruh haline dönüşmesi ile ilgilidir. Türk mitolojisinde ve kültüründe özel anlamlar yüklenen ve kutsiyet atfedilen at, deve, kaplumbağa gibi hayvanlara ait unsurların da nazardan korunma amacıyla kullanılması söz konusudur” diye konuştu.

haberler İnsanı mezara hayvanı kazana koyar Asırlardır süren korku

NAZARDAN KORUNMAYI NASIL KEŞFETTİLER?

Peki yöre yöre, inanış inanış değişen nazardan korunma yöntemleri nasıl ortaya çıktı? Bu soruya Prof. Dr. Adem Öger, “İnsanoğlu, en eski dönemden beri birtakım kötü güçlere/ruhlara inanmış ve bunların olumsuz etkilerinden zarar görmemek veya zararı azaltmak için çeşitli önlemler almaya çalışmış. Nazardan korunma yöntemlerinin ortaya çıkış süreci de böyle” diyerek cevap verdi. Prof. Dr. Öger, bir insanın aniden hastalanması, mutlu bir evliliğin aniden çökmesi, tarladaki bir mahsulün aniden zarar görmesi, iyi süt veren bir hayvanın sütünün aniden kesilmesi gibi olayların nazar olarak yorumlandığını ve nazarı önlemek ya da ortadan kaldırmak için her toplum veya kültürün kendi korunma sistemini oluşturduklarını belirtti.

HER TOPLUMDA FARKLI ÇÜNKÜ…

“Burada her toplumda var olan nazar inancına karşı geliştirilen nazardan korunma veya nazarı ortadan kaldırma yönteminin aynı olmadığını belirtmek yararlı olacak” diyen Prof. Dr. Öger, toplumların dini inanışlarının, kültürel yapılarının ve yaşadıkları coğrafyaların kullandıkları yöntemlerde etkili olduğunun altını çizdi. Öger, “Örneğin bölgede yetişen ağaca ve bitkiye göre nazarlıklar çeşitlenmiş, dini inanışlara bağlı olarak ritüeller farklılık göstermiş ve coğrafyanın sunduğu imkanlar çerçevesinde korunma biçimleri şekillenmiştir” diyerek örnek verdi ve kötü bir etki yaratan nazara karşı iyi ruh ya da iyi ruha sahip olan bir unsurun (ağaç, hayvan, nesne vb.) kullanımının korunma yöntemlerini şekillendirdiğine dikkat çekti.

haberler İnsanı mezara hayvanı kazana koyar Asırlardır süren korku

‘ÖKÜZ VEYA KURDUN KAFASI ASILIR’

Nazardan korunmak ve nazarı ortadan kaldırmak için farklı ritüellerin yapıldığına dikkat çeken Adem Öger, nazardan korunmak için kullanılan yöntemlerden bazılarını şöyle sıraladı:

“Nazar değmesini istemeyen kişi, yanında deve tüyünden bir takı (bilezik, kolye vb.) taşır. Evin kapısına at nalı asılır. Eve nazar değmemesi için üzerlikten yapılan ‘nazarlık’ evin odalarına asılır. Tarla, bağ ve bahçeye nazar değmemesi için öküz veya kurdun kafatası asılır. Kırkı çıkana kadar yeni doğmuş hayvanlar kimseye gösterilmez.”

‘TÜTSÜ, ANADOLU’DA ÜZERLİK BİTKİSİNE DÖNÜŞTÜ’

Nazarı ortadan kaldırmak için kullanılan ritüellerin başında kurşun dökmenin geldiğini belirten Prof. Dr. Öger, “Bunun yanı sıra kem gözün olumsuz etkisini ortadan kaldırmak için üzerlik, sarımsak kabuğu, tuz gibi nesneler yakılarak tütsü yapılır. Orta Asya’da ardıç ağacından yapılan tütsü, Anadolu’da üzerlik bitkisine dönüşmüştür” diyerek örnekleri çoğalttı. 

haberler İnsanı mezara hayvanı kazana koyar Asırlardır süren korku

‘KUŞAKTAN KUŞAĞA AKTARILAN BİR KORKU DUYGUSU VAR’

Prof. Dr. Öger aynı zamanda bunca farklı korunma yöntemlerinin temelinde ‘korku’ duygusunun olduğunu da vurguladı. Prof. Dr. Öger, “Nazar ile ilgili deneyimlerin ve buna bağlı anlatıların kuşaktan kuşağa aktarılması, her kuşakta nazarın çok tesirli bir olgu olduğuna ilişkin korku duygusunu da yayıyor” yorumunu yaptı. Bu nedenle insanoğlunun, zarar göreceğini düşündüğü somut varlıklara karşı korunma sistemini oluşturduğu gibi ruhlara, kötü ruhlara karşı da çok sayıda savunma biçimi geliştirdiğini söyleyen Öger, “Korku hem bireysel hem de toplumsal yapı da büyük etkiye sahip olup nazara karşı geliştirilen korunma yöntemlerinin çokluğu da bundan kaynaklanıyor” diye konuştu.

‘HAYATIN HER AŞAMASINDA KENDİNİ GÖSTERİYOR’

Sosyal hayatımızda nazar inancının çok yaygın olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Adem Öger, Hunlar, Göktürkler ve Uygurlardan günümüze kadar kesintisiz olarak kültürel mirasımız içinde yaşama şansı bulan nazar ve etrafında oluşan inanışların, yüzyılların süzgecinden geçerek günümüze kadar geldiğini söyledi. “Sosyo-kültürel hayatımızda doğumdan ölüme hayatın her safhasında dikkate aldığımız nazar, günlük hayatımızdaki takılardan mimari yapılarımıza, bağ-bahçeye ve evlerimize asılan nazarlıklardan hayvanlarımıza astığımız nesnelere kadar kendini gösteriyor” diyen Prof. Dr. Öger, şunları da ekledi: “Bir bebeğin dünyaya gelmesiyle başlayan nazardan korumaya dönük pratikler, onun beşiğe alınmasında, sünnet töreninde, düğününde, evinin inşasında, araç sahibi olduğunda kısacası hayatın her alanında ve aşamasında kendini gösteriyor.”

‘DOĞA-İNSAN İLİŞKİSİNİN MERKEZİNDE’

Prof. Dr. Öger, dolayısıyla Türk kültüründe doğa-insan ilişkisinin merkezinde yer alan unsurlardan birinin nazar olduğunu söyleyebileceğimizi belirtti. Halk arasında sağaltma ocakları tarafından gerçekleştirilen ‘kurşun dökme’, ‘kömür söndürme’, ‘taş kırma’ gibi sihir-büyüsel işlemlerin, insana zarar veren nazarı ortadan kaldırmak ve insanı korumak amaçlı yapılan uygulamalardan bazıları olduğunu söyledi.

haberler İnsanı mezara hayvanı kazana koyar Asırlardır süren korku

‘İÇLERİNE KURŞUN DÖKÜLÜYOR’

Şaman olarak doğduğunu söyleyen Zeynep Deniz Özden de korku ve endişenin en büyük hastalık olduğuna dikkat çekerek nazarın negatif enerji blokları olduğunu ve en bilindik şifa çalışmasının kurşun döktürmek olduğunu iddia etti. “Bunun yanı sıra evlerin kapılarına üzerlik otu, süpürge otu, soğan ve sarımsak asılır. Çeşitli zamanlarda tuz yakılır, nazar değeceğine inanılan kişilere veya objelere nazar boncuğu takılır” diyen Özden, mavi boncukların camdan yapıldığına ve içine kurşun döküldüğüne de dikkat çekti.

haberler İnsanı mezara hayvanı kazana koyar Asırlardır süren korku

ERİDİĞİNDE ORTAYA SİYANÜN VE ANTİMON GAZI ÇIKIYOR

Kurşun çalışmasının da simya geleneğinin getirmiş olduğu bir şifa uygulaması olduğunu öne süren Zeynep Deniz Özden, “Burada da soyut ve somut faydaları açısından değerlendirmek lazım. Fiziksel boyutu açısından değerlendirirsek çalışma sırasında kurşun eridiğinde ortaya siyanün ve antimon gazı çıkar. Antimon ve siyanür doğada altın arama işleminde, altını topraktan ayrıştırmak, yani saf altını açığa çıkarmak için kullanılır” ifadelerini kullandı.

‘FİZİKSEL VE RUHSAL BOYUTTA TAMİR ETME ÇALIŞMASI’

Zeynep Deniz Özden altının frekansının yüksek olduğunu ve insanda da frekans yükseltme çalışmaları için uygulandığını belirtti. Bugün pozitif bilim frekans biyomanyetik dalga boyutunu ölçebiliyor” diyen Zeynep Deniz Özden, bu tarz şifa çalışmalarından sonra ölçüm yapıldığında gerçek bir iyileşme ve değişim olduğunun tespit edildiğini öne sürdü. Geleneksel kabul edilen bu tarz uygulamaların laboratuvar ortamında gözlemlemenin mümkün olduğunu söyleyen Özden, buna Japon bilim adamı Emoto’nun sözcüklerle suyun moleküler yapısının değiştirilebildiğini ve kodlanabildiğini ortaya koyduğu çalışmayı örnek gösterdi.

haberler İnsanı mezara hayvanı kazana koyar Asırlardır süren korku

‘DUYGULARIMIZI BAKIŞLA İLETİRİZ’

Fiziki temas olmadan gözümüzü nereye odaklarsak enerjiyi oraya akıttığımızı öne süren Özden, günlük hayatımızda bu enerjiyi sürekli kullandığımızı belirtti ve “Restoran gibi yerlerde bizi fark etmesi için garson ile göz teması bile kurmadan yaptığımız bir bakış, onu seslenmemize gerek kalmadan bize yöneltir. Duygularımızı bakışla iletiriz” diyerek açıkladı. 

haberler İnsanı mezara hayvanı kazana koyar Asırlardır süren korku

‘GERGİN ANNENİN ÇOCUĞU NASIL SÜREKLİ AĞLARSA…’

Çevremizde gerçekleşen olayları, kişileri ve durumları değerlendirirken bilinçaltındaki kirlerimizle ya da ön yargılarımızla çevreye kontrolsüz bir enerji aktardığımızı belirten Zeynep Deniz Özden, bu durumun negatif bir akım oluşturarak adeta çevredeki kişi ve objelere kısa devre yaptırdığını iddia etti. Özden, “Bakışlarda, düşüncelerde ve sözlerde sevgi, şefkat enerjisi varsa çevremizdeki her şey olumlu etkilenir. Gergin annenin çocuğunun sürekli ağlaması, mızıldanması, sevgi dolu ve sabır dolu bir annenin çocuğunun daha sağlıklı olması da buna benziyor” diye konuştu. Zeynep Deniz Özden’e göre kızgın ve öfkeliysek bakışlarımızın odaklandığı noktalara adeta küçük atom bombacıkları bırakabiliyoruz.

haberler İnsanı mezara hayvanı kazana koyar Asırlardır süren korku

KİŞİDEN KİŞİYE DEĞİŞİKLİK GÖSTERİYOR

Zeynep Deniz Özden, nazar değmesiyle ilgili belirtilerin kişiden kişiye değişiklik gösterse de iç sıkıntısı, aşırı uyama isteği, keyifsizlik, güzel bir günün ardından gelen sebepsiz kavgalar, çocukların aniden ateşlenmesi, su ve elektrik tesisatlarında bozulmalar, beyaz eşyaların art arda bozulması, kazalar ve benzeri durumlar yaşandığını dile getirdi.

Read More